top of page

ZEMZEM ( Öykü)

  • Yazarın fotoğrafı: nakiselmanpakoglu
    nakiselmanpakoglu
  • 6 Şub 2023
  • 3 dakikada okunur

Güncelleme tarihi: 28 Mar 2023






Otobüsler, özel araçlar, minibüsler alanı doldurdu. Hacı Bektaş Türbesi’ne akın akın insan geliyordu. Hafta sonu ka­labalığı... Çilehane yine bayram yeri gibi.



Civar illerden gelen ziyaretçiler araçlarını park yerine bırakıp, Zemzem Pınarı’na koştular. Üç kurnalı bir pınarın sadece birinden serçe parmak inceliğinde akıyordu su. Pı­narın üzerinde; koyu harflerle “içilmez, sağlığa zararlıdır” uyarısı ve rengi solmuş, zor okunan “Zemzem Pınarı” ya­zısı.

Pınarın müşterisi çok! Elinde su bidonları ile bir anda yirmi- otuz kişi su almak için kuyruğa girdi bile. Özellikle çocukların su doldurma işinden pek hoşlandıkları belli. Er­kekler yamaçtaki kavak ağaçlarının duldasına geçtiler.

Üzerindeki giysilerden oralı olmadığı anlaşılan orta yaş­lı, şişman bir kadın, yemenisini şöyle bir savurdu, kimseye aldırış etmeden, haldır haldır yürüdükten sonra suyu ol­mayan kurnanın önüne oturup, ayaklarını yalağa sarkıttı! Elinde, doldurduğunda kaldırabileceği kuşkulu plastik su bidonuyla öylece durdu. Gözlerini yeni yapıldığı belli olan, akmayan kurnaya dikip, su doldurmaya çalışan kalabalık­tan soyutlanmış halde beklemeye koyuldu. Bir süre sonra, Çilehane yokuşunun yukarılarından koşarak gelen soluk benizli, zayıf bir çocuğun “babaanne delikli taştan geçtim” demesiyle kadın kendine geldi:

“Vay gadasını aldığım, dilek de diledin mi?”

Oğlan nefes nefeseydi. Bu soruyla duraksadı bir an dur­du. Heyecanlandı, suçlu suçlu etrafa bakındı:

“Babaanne” dedi “kaya o kadar kaygandı ki ben delikten geçerken delik beni kustu, dileği unuttum.”

Çocuğun heyecanı kuyruktakileri de güldürdü.

“Gurban olurum guzum, ossun. Bi daha ki sefere…”

Onu kucağına çekip, akmayan pınara bakmaya koyuldu, “akacak biliyorum” dedi. Zemzem Pınar’ının bu kadar az akmasına inat dolmasını bekledikleri bidonlar da ömürleri sanki burada tükenecekmiş gibi, o kadar büyüktü.

Bir ara, suyun yirmi- otuz metre yukarısında bulunan yatırın çevresinde konuşanlara yöneldi tüm başlar. Burası; belediye eski başkanlarından birinin döneminde, SİT alanı olarak ayrılmıştı. Buna rağmen satın alınan alana anıt me­zar konuldu. Didar Ana; öldükten sonra gömülüp, rivaye­te göre “ölüm gelmedi, kendi ölüme gitti!” diye de dilden dile anlatıla gelen bir efsane oldu. Mezar taşında 1923-1968 yazsa da bu kadar kısa sürede “yatır” haline nasıl dönüşüp mübarekleştiğini kimseler bilmiyordu.

Yatırın etrafında dönüp, taşları öperek, dualar eden bir grup -birkaç çocuk hariç hemen hemen hepsi kadındı- ken­dilerine yaklaşıp bilgi almak isteyen bir yabancının soruları ile durdu:

“Bacı kimdir bu?”

“Didar Ana’dır, mübarek bir zat.”

“Ne yapmış ki?”

Kendinden geçmiş, sürekli dualar edip dönerek taşları öpen kadın durdu, “eh bu adam yabancı, bilgilendirmek gerekir,” diye düşündü.

“Çok kerametleri var, pek çok.”

“Hele deyiver bir tane, ne yapmış?”

Kadın bu ne biçim soru der gibi adama baktı, derin bir nefes aldı, sıralayacaktı kerametleri ama aklına bir tanesi bile gelmedi, hırslandı, sinirlendi:

“Ne var yani, öpsen dudağın mı aşınır?” deyip, dua ve öpme ritüeline devam etti.

Adam yanıtı alınca bu kerameti bilinmeyen keramet sa­hibi Didar Ana’dan ayrıldı.

Bu arada, büyüklü küçüklü su kaplarını tezgâhın altı­na, üstüne, her yere yerleştiren esnaf da “Yeni zemzem suyu bugün geliyor, bitmeden alın” diye abartılı fiyatlarla gruba daha çok satış yapmanın yollarını arıyordu. Birbirinden acıklı, dokunaklı Ali’li, Hüseyin’li, Kerbela’lı kasetlerle orta­lık panayır yerine çevrilmişti. Topraktan betona, bakırdan plastiğe, ama hep acıdan acıya dönüşen toplumda, değiş­meyen inançlar da böylelikle açık pazardaydı…

İşte o şamata sırasında tek başına oturan kadının feryadı tüm müzik ve bağırtıları aşıp yükseldi:

“Geldi, geldi. Gurban olduğum zemzem suyu geldi.”

Gerçekten de akmayan borudan, önünde uzun kuyru­ğun beklediği pınarın neredeyse beş misli su, önce bulanık, git gide rengi açılarak akmaya başladı. Herkes donup kal­mıştı. İlk bakışta da son bakışta da bir mucizeydi. Çocuk önce babaannesine sonra suya baktı, bir anlık tereddütten sonra şırıl şırıl akan suyla yüzünü yıkamaya başladı.

Kadın birden kalktı, kollarını gökyüzüne doğru kaldırdı, avuçlarını açtı, “Gurban olduğum Pir’im sesimi duydu…” diyerek Ermiş gibi şişindi. Çilehane’de tek başınaydı artık! Evrenin enerjisi bedeninde toplandı ve “Can” oldu. Suyu yüzüne çarpıyor, göğsüne serpiyor, avuçlarıyla kana kana içiyordu. Bir taraftan da dualarını art arda sıralıyordu:

“Hak yardımcım, Pir yoldaşım, Hızır bereketim oldu”.

Belediye Başkanı, çevresinde bir grup çalışanıyla pına­ra yaklaşırken zabıtalar önden koşmaya başladı. Başkan, gelen suyla elini yüzünü yumaya çalışan kadının başında durdu, onun sevincini gördü, feryadını duydu, gülümsedi.

Zabıtalara: “Çekilin” diye işaret etti ve ellerinde tuttukla­rı tabelayı başka bir zaman asmalarını söyledi.

Zabıta Ferit, bir “zemzem, zemzem” diye bağıran kadına baktı içini çekerek; bir de “İÇİLEBİLİR ŞEBEKE SUYU” ya­zan tabelaya. Sonra da uzaklaştı.


* İnsan Dediğin kitabımdandır.

 
 
 

Son Yazılar

Hepsini Gör
İNSAN DEDİĞİN ( Öykü)

Haberlere bakılırsa pek çok ölü ve yaralı var, yaralıların çoğu da yanık.Canları yakmışlar.Türkü yakanları ateşle yakmışlar! Onlarla...

 
 
 

Comments


bottom of page